Nevin'in blogu

Go back

Firar: Kanlıkavak'ta Bir Sonbahar Günü

Geçen gün Eskişehir’in güzeller güzeli ‘Kanlıkavak’ parkında yürüyüşe çıktım. Daha doğrusu, âdeta doğaya dair her şeye susamış olan gözlerim ve denge arayan ruhum beni oraya sürükledi. Trafikten ve yüksek binalardan kaçıyordum. Firardaydım!

Parkta sarıdan kırmızıya, yeşilden kahverengiye kadar bütün tonlar emsalsiz bir tablo oluşturuyordu. Ve ben o tablonun içinde bir efsuna kapılmışçasına Porsuk çayı boyunca yürüyordum… Sonbaharın bir geçiş kapısı gibi aralandığını fark etmiştim önümde… Sanki sonbahardan yürüyüp kışa geçecektim, oradan da ilkbahara ve sonra da yaza… Önüme çıkan ilk kocaman ağacın gövdesine sarıldım. İlaç gibi geldi! Kendimi öyle güçlü hissettim ki o esnada!

Bir çoğumuz şehirlerde yaşıyor; ömrümüz yeşilden uzak geçiyor; dünyamız, doğanın bir parçası olduğunu unutmuş ya da bilmeyen insanlarla dolu.

Oysa yeşil alanlar ve orada yaşayan tüm canlılar, insana doğal bir varlık olduğunu, doğayla benzer özellikler taşıdığını hatırlatıyor.

Hışırdayan yapraklara basarak yürürken, kışın soğuk nefesi geliyordu uzaklardan… Güneşin solgun ışığı, artık ne toprağı ne de beni ısıtıyordu.

Gözlerim doğayı emerken, kafamda düşünceler geziniyordu: Her mevsimin ardından bir yenilenme süreci başlıyor. Doğadaki döngü gibi, insanın ruhsal süreçlerinde de değişim, yenilenme ve denge arayışı kaçınılmaz! Süreklilik için bu şart!

İnsan ancak doğa ile temasta ve uyum içinde olduğunda ruhsal olarak da daha dengede hissediyor kendini. Zira, doğanın yasaları ile insan ruhsallığı arasındaki paralellikler bir birliktelik ifadesi taşıyor! 

Ağaçlardan başıma ve yere düşen kuru yapraklar, iç dünyamın da sessiz bir çözülüşünü fısıldıyordu kulaklarıma. Kaygılarım bir anda yığıldı üstüme. Bir iç hesaplaşmanın ayak seslerini duydum ruhumda:

Ne yazık ki, yaşam standartları hızla yükseldiği için, doğa olumsuz değişimlere uğradı.

Kendi yarattığı yapay materyaller ile bütünleşme çabasına giren insanın mutsuzlaştığına tanık oluyoruz hepimiz. İnsan-doğa ilişkileri bütünsellikten uzak bir hâle dönüşmüş durumda.

Maalesef, tüketime odaklanmış tüm ekonomik faaliyetler kirletici maddeleri doğaya bırakıyor, yenilenebilir ve yenilenemeyen kaynakları tüketiyor. Ve bu kirletici maddeler suya karışıyor, besin zincirine girip sağlığımıza ve doğaya zarar veriyor; tüm ekosistemleri etkileyen önemli hasarlara neden oluyor; dengeleri ve döngüleri bozuyor. Ne kadar acı!


Sonbahar Gelince

Porsuk’a eğilip balıklara bakarken ‘ah sonbahar!’ dedim kendi kendime, ‘sen geldiğinde şehirlerin telaşı bile ağırlaşıyor. Herkes biraz düşünceli, biraz yorgun; ama herkes daha romantik, daha melankolik ve daha ilham dolu… Geçmişe duyulan özlem, geleceğe dair hayaller; hepsi sen gelince yıkılıyor üstümüze…
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın hasretle beklediğimiz konserlerine kavuşuyoruz sen gelince; her hafta akın akın gidip, salonu dolduruyoruz; eşsiz performansları kana kana dinliyoruz…’


Sen Nelere Kadirsin Sonbahar!

Yaz güneşinin yorduğu bedenimiz, kavurduğu tenimiz âdeta huzur buluyor senin ılıklığında; yazın neşesi herkeste uzak ama keyifle anımsanan bir anıya dönüşüyor.… Yaz boyu özlediğimiz bir dinginliğe kavuşuyoruz…

Ve parkta bir banka oturuyorum.

Ayaklarımın altındaki toprağın, aynı ruhum gibi, bahara çıkmak umuduyla, sessizce kış uykusuna yatmaya hazırlandığını hissediyorum sanki…

Diyorum ki kendime: ‘Gelecek nesiller seçimlerimizin ve eylemlerimizin sonuçlarını yaşayacak. Üzücü olan, şu anda tüm emisyonları durdursak bile, bugün salınan bazı kirleticilerin doğada varlığını sürdüreceği söyleniyor ne yazık ki!’

Ama yine de umutlar ve yeni bekleyişler!

Elbette herkes neyin nasıl olacağının, kimin neyi, ne zaman ve nasıl yaşayacağının meçhul olduğunun bilincinde…

Bankta arkama yaslanıp gözlerimi kaparken ‘galiba asıl büyü, bilinmezlikte gizli’ diye düşünerek gülümsüyorum…

Ve bu keyifli yürüyüş esnasında kafamdan geçenleri kâğıda dökmeye karar veriyorum…

 
Bu yazım 31.10.2025 tarihinde Martı Dergisi'nde yayımlanmıştır.